4 Nisan 2009 Cumartesi

Ben sana imkansızım

Gelme yanıma güzel canın yanacak
İstemesemde seni üzebiliirim
Bir aşk yaşasakta biz yarım kalacak
Sakın aglama güzel cayabilirim

Ben sana imkansızım sense bana yasaklı
Kader bana oynadıgın bu oyun niye
Bukez yedigim kursun daha derin cok farklı
Bırak inadı güzel dön sen geriye

Sadakat'a söz verdim ben nikah masasında
Ettigim yeminden nasıl dönebilirim
Sevmek günah degil belki ilah katında
Bir başka kalp aglarken nasıl gülebilirim

Hüzün çiçekleri

Bir çiçek besliyorum kalbimde
Her gün ilgileniyorum titizlikle
Açmasın diye dua ediyorum her gece
Ayrılınca açar hüzün çiçekleri

Kendimden çok severim onu
Göz bebeğim gibi sakınırım her şeyden
Nisan yağmuru gibi sularım her sabah
Solarsa ağlar hüzün çiçekleri

Sevgiyle sulanır bu çiçekler
Güzel sözlerle beslenirler
Aşk ile büyür gözyaşıyla küçülürler
Ayrılınca açar hüzün çiçekleri

Bir mum yak

Bir mum yak

Bu gece benim için

İlk gece yaktığın beyaz mum gibi...

Ve seyret onu

Benim gözlerimle.

İşte şimdi, şu an

Senin için

Öyle yanıyorum için için...

Ve bir kağıt kalem al

Adımı yaz adının yanına

Bir muska bir tılsım gibi

Ayrılmamak,unutmamak adına.

Ve sevdiğim bil ki,

Adını bir dua gibi dilimde taşıyorum

Aşkı adının harfleriyle yeniden yazıyorum!.

14 Şubat 2009 Cumartesi

Ağlarım

Sarıdaştan aşağı,
İner iner ağlarım.
Buğdaylarda başağı,
Okşar okşar ağlarım.

Yılların öncesine,
Karanlık gecesine,
Sevginin hecesine,
Döner döner ağlarım.

Varsın deli desinler,
Keyfime değmesinler,
Varsınlar sevmesinler,
Seve seve ağlarım.

Sevda yelkeni açtım,
Kötülerden hep kaçtım,
İNCE deryaya ulaştım,
Dala dala ağlarım.

SESLENİŞ

Dağ gibi karayağız birer delikanlıydık. Babamız,
sırtında yük taşıyarak getirirdi aşımızı, ekmeğimizi.
Arabalar şırıl şırıl ışıklarıyla caddelerden geçerken bizler bir mum ışığında bitirdik kitaplarımızı.
Kendimiz gibi yaşayan binlerce yoksulun yüreğini
yüreğimizde yaşayarak katıldık o büyük kavgaya.
Ecelsiz öldürüldük. Dövüldük, vurulduk, asıldık.

Vurulduk ey halkım, unutma bizi...

Yoksulluğun bükemediği bileklerimize çelik kelepçeler
takıldı. İşkence hücrelerinde sabahladık kaç kez.
İsteseydik, diplomalarımızı, mor binlikler getiren
birer senet gibi kullanırdık. Mimardık, mühendistik,
doktorduk, avukattık. Yazlık kışlık katlarımız,
arabalarımız olurdu. Yüreğimiz, işçiyle birlikte attı.
Yaşamımızın en güzel yıllarını birer taze çiçek gibi
verdik topluma. Bizleri yok etmek istediler hep.

Öldürüldük ey halkım, unutma bizi...

Fidan gibi genç kızlardık. Hayat, şakırdayan bir
şelale gibi akardı gözbebeklerimizden. Yirmi yaşında,
yirmi bir yaşında, yirmi iki yaşında, işkencecilerin
acımasız ellerine terk edildik. Direndik küçücük
yüreğimizle, direndik genç kızlık gururumuzla.
Tükürülesi suratlarına karşı bahar çiçekleri gibi,
taptaze inançlarımızı fırlattık boş birer eldiven
gibi. Utanmadılar insanlıklarından, utanmadılar
erkekliklerinden.

Hücrelere atıldık ey halkım, unutma bizi...

Ölümcül hastaydık. Bağırsaklarımız düğümlenmişti.
Hipokrat yemini etmiş doktor kimlikli işkencecilerin
elinde öldürüldük acınmaksızın. Gelinliklerimizin
ütüsü bozulmamıştı daha. Cezaevlerine kilitlenmiş
kocalarımızın taptaze duygularına, birer mezar taşı
gibi savrulduk. Vicdan sustu. Hukuk sustu. İnsanlık
sustu.

Göz göre göre öldürüldük ey halkım, unutma bizi...

Kanserdik. Ölüm, her gün bir sinsi yılan gibi
dolaşıyordu derilerimizde. Uydurma davalarla
kapattılar hücrelere. Hastaydık. Yurtdışına gitseydik
kurtulurduk belki. Bir buçuk yaşımızdaki kızlarımızı
öksüz bırakmazdık. Önce, kolumuzu, omuz başından
keserek, yurtseverlik borcumuzun diyeti olarak
fırlattık attık önlerine. Sonra da, otuz iki yaşında
bırakıp gittik bu dünyayı, ecelsiz.

Öldürüldük ey halkım, unutma bizi...

Giresun’daki yoksul köylüler, sizin için öldük.
Ege’deki tütün işçileri, sizin için öldük. Dogu’daki
topraksız köylüler, sizin için öldük. İstanbul’daki,
Ankara’daki işçiler, sizin için öldük. Adana’da,
paramparça elleriyle ak pamuk toplayan işçiler, sizin
için öldük.

Vurulduk, asildik, öldürüldük ey halkim, unutma
bizi...

Bagimsizlik, Mustafa Kemal’den armağandı bize.
Emperyalizmin ahtapot kollarına teslim edilen
ülkemizin bağımsızlığı için kan döktük sokaklara.
Mezar taşlarımıza basa basa, devleti yönetenler, gizli
emirlerle başlarımızı ezmek, kanlarımızı emmek
istediler. Amerikan üsleri kaldırılsın, dedik, sokak
ortasında sorgusuz sualsiz vurdular.

Yirmi iki yaşlarındaydık öldürüldüğümüzde ey halkım,
unutma bizi...

Yabancı petrol şirketlerine karşı devletimizi
savunduk; komünist dediler. Ülkemiz bağımsız değil
dedik; kelepçeyle geldiler üstümüze. Kurtuluş
Savaşı’nda emperyalizme karşi dalgalandirdigimiz
bayragimizi daha da dik tutabilmekti bütün çabamiz.
Bir kez dinlemediler bizi. Bir kez anlamak
istemediler.

Vurulduk ey halkim, unutma bizi...

Henüz çocuklugumuzu bile yaşamamiştik. Bir kadin eline
degmemişti ellerimiz. Bir sevgiliden mektup bile
almamiştik daha. Bir gece sabaha karşi, pranga
vurulmuş ellerimiz ve ayaklarimizla çikarildik idam
sehpalarina. Herkes taniktir ki korkmadik. Içimiz
titremedi hiç. Mezar topragi gibi taptaze, mezar taşi
gibi dimdik boynumuzu uzattik yagli kementlere.

Asildik ey halkim, unutma bizi...

Bizi öldürenler, bizi asanlar, bizi sokak ortasinda
vuranlar, agabeyimiz, babamiz yaşlarindaydilar. Ya bu
düzenin kirli çarklarina ortak olmuşlardi ya da
susmuşlardi bütün olup bitenlere. Öfkelerini bir gün
bile, karşisindakilere bagirmamiş insanlarin gözleri
önünde, öldürüldük. Hukuk adina, özgürlük adina,
demokrasi adina, Bati uygarligi adina, bizleri, bir
şafak vakti ipe çektiler.

Korkmadan öldük ey halkim, unutma bizi...

Bir gün mezarlarimizda güller açacak ey halkim, unutma bizi...

Bir gün sesimiz hepinizin kulaklarinda yankilanacak ey
halkim, unutma bizi.

Özgürlüge adanmiş bir top çiçek gibiyiz şimdi, hep
birlikteyiz ey halkim, unutma bizi, unutma bizi, unutma bizi...

böyle bir sevmek

ne kadınlar sevdim zaten yoktular
yağmur giyerlerdi sonbaharla bir
azıcık okşasam sanki çocuktular
bıraksam korkudan gözleri sislenir
ne kadınlar sevdim zaten yoktular
böyle bir sevmek görülmemiştir

hayır sanmayın ki beni unuttular
hala arasıra mektupları gelir
gerçek değildiler birer umuttular
eski bir şarkı belki bir şiir
ne kadınlar sevdim zaten yoktular
böyle bir sevmek görülmemiştir

yalnızlıklarımda elimden tuttular
uzak fısıltıları içimi ürpertir
sanki gökyüzünde bir buluttular
nereye kayboldular şimdi kimbilir
ne kadınlar sevdim zaten yoktular
böyle bir sevmek görülmemiştir.

sevgiden ötesi yalan

Ölüm değil beni korkutan! Boş bir yaşamın ardından varacağım “o” yer sıkıyor canımı. Nedir ki? Kırklı yıllar, ellili yıllar, billahi çok değil! Hele hele çizilen bu yolda bize hiç gelir. Ne beklersin yaşamdan “çorbacı?” Ne bekler yaşam senden? İkiniz de tüketirsiniz hoyratça zamanı. İşte geride kalanlar sıkar biraz canımı...

Yedi yaşında başlarsın okula, sayma ondan öncesini. Sonra, yıllar yılı gider gelirsin, kara tahtalı değirmene, berrak zamanını öğütmek için. Yirmi iki civarı alırken diplomanı, tüketivermişsindir üçte birlik zamanı...

”Diploma yetmez!” diyor topal “şarapçı”, “iyi bir işbul hele bakalım! Askerliğini de yap birde, sonra evlen bakalım...” İşte bir on yıl daha uçuveriyor ansızın. Yaş oluveriyor otuzbeş! Gerçekten yarısı mıdır yolun? Belki de yarısından da yakın. Geriye bakma sakın ey küheylan!

Kopuverir zincirleri yaşamın, bir iplik gibi ansızın; "Hele bir borçlarımızı ödeyelim, sonra daha iyi yaşarız. Şimdilik biraz sabır" diyor karım Nazife! Eee doğru da söylüyor hani... “Hele bir başımızı sokacak yuva olsun da gerisi kolay” diyor. Eee bu da doğru hani...

İşte böyle yitiyor hep on seneler, eriyen buzlar misali. Karım, çocuklarım, kooperatif başkanım, yardımcım, tek tük arkadaşlarım... Ve Tv' deki haber spikeri! Bu kadar çevremdekiler. Bunlara bakıyor yıllardır gözlerim. İşte bu yüzdendir ki, “miyopsun!” diyor doktorum. “Tak ......'ne iki numara. “

Ellinci yaşgünümü, kimse fark etmiyor bile. Ufaklığın diploma töreni var. Ne biçim alış veriş bu? Anlayamadım gitti! Yapmak istediğim bir çok şey, özlem kapısında yitti...

Hırs ile mutfağa, ne varsa atıştırmak için, sıcacık bir el tutuyor elimi “perhiz yapmalısın artık!” diyor karım Nazife. Eee foğru da söylüyor hani. Kalan on yılımın birkaç yılı hastalıkla geçiyor. Gerisi de torunların peşinde...

Eee "ulan hani yaşayacaktık!" diye bağrınıyorum. "sakin ol! tansiyonun düşecek" diyor karım Nazife. Eee doğru da söylüyor hani. Nedir yaşamın kısır döngüsü anlayamadım gitti. Elimdeki tek sermayem de bir gün gibi bitti. ”İyi yaşadık, hoş yaşadık” diyor karım Nazife. “Patronların da pek severlerdi çok da çalışırdın hani. Bak herşeyimiz var, büyüdü sayılır çocuklar da, daralacak ne derdin var? Haydi neşelen artık.” Eee doğru da söylüyor hani. Bir karı, birkaç çocuk, bir ev ve araba. İşte yaşamın bilançosu...

Hayır! Hayır! Korkuyorum ölümden! Boşa geçen bir yaşamın ardından nasıl gidilir ki “oraya”? Özgürce çizmeliydim yaşamımı zorda olsa, özgürce ulaşmalıydım sona, yalnızlıkla bile yaşansa… Kanaviçe gibi dokumalıydım, güzellikleri, gizemleri. Ter basıyor fırlıyorum yataktan. “Dönüp durma” diyor, karım Nazife, yarı uykulu. "sıkıca örtün de uyu" Eee doğru da söylüyor hani.

Tüketmek için bunca acele ettiğiniz takvim yapraklarına, onca hızla çevirdiğiniz akreplere yelkovanlara, içine gönüllü daldığıniz o insafsız rutin çarkına şöyle bir uzaktan baktığınızda ne hissediyorsunuz? "Ne kadarı benim hayatım," diye soruyor musunuz? Ne kadarını başkaları yaşamış benim yerime ya da ben başkalarının? "Aynadakinin ne kadarı benim, ne kadarı oynadıklarım?

Sevgiyi koydum kum saatinin dolu dizgin akıp giden kumlarının her bir zerresine. Çünkü bir tek sevgi var elimizde; bunca yıldan damıtılıp gelen... Yine bir tek o kalacak, yaşanacak yıllarından geriye... Bir tek sevgi olacak bunca telaştan artakalan... Ötesi yalan...

bir gün seni sevdigimi anlarsın

Uykuların kaçar geceleri
Bir türlü sabah olmayı bilmez
Dikilir gözlerin tavanda bir noktaya
Deli eden bir uğultudur başlar kulaklarında
Ne çarşaf halden anlar, ne yastık
Girmez pencerelerden beklediğin aydınlık
Kapanır yatağına çaresizliğine ağlarsın
Onun unutamadığın hayali
Sigaradan derin bir nefes çekmişçesine dolar içine
Sevmek neymiş birgün anlarsın

Birgün anlarsın aslında herşeyin boş olduğunu
Şerefin, faziletin, iyiliğin, güzelliğin
Gün gelir de sesini bir kerecik duymak için
Vurursun başını soğuk taş duvarlara
Büyür gitgide incinmişliğin, kırılmışlığın
Duyarsın ta derinden acısını çaresiz kalmışlığın
Sevmek neymiş birgün anlarsın

Birgün anlarsın ne işe yaradığını ellerinin
Niçin yaratıldığını
Bu iğrenç dünyaya neden geldiğini
Uzun uzun seyredersin de aynalarda güzelliğini
Boşuna geçip giden yıllarına yanarsın
Dolar gözlerin için burkulur
Sevmek neymiş birgün anlarsın

Birgün anlarsın sevilen dudakların
Sevilen gözlerin erişilmezliğini
O hiç beklenmeyen saat geldi mi
Düşer saçların önüne ama bembeyaz
Uzanır gökyüzüne ellerin
Ama çaresiz, ama yorgun, ama bitkin
Bir zaman geçmiş günlerin uykusuna dalarsın
Sonra dizilir birbiri ardınca gerçekler acı
Sevmek neymiş birgün anlarsın

Birgün anlarsın hayal kurmayı
Beklemeyi
Ümit etmeyi
Bir kirli gömlek gibi çıkarıp atasın gelir
Bütün vücudunu saran o korkunç geceyi
Lanet edersin yaşadığına
Maziden ne kalmışsa yırtar atarsın
Zaman bir çiçek gibi büyür kabrimde kendiliğinden
Bir gün seni sevdiğimi anlarsın

acıya kurşun işlemez

Sabrın çalkalanıp taştığı sulardadır
Çığlıklarla parçalanmış uykularda
Buruşturulup atılmış aşklarda
Ve çalınmış mutluluklardadır
Ses ile yürek
Büyük rüzgarların o yanık şarkısı
Hala yükselir içimizden, dağılır
Coşkunun doruklarında sürer yankısı

İlk kurban adanırken bir nehire
Korkunun ilk nisanında başlamıştır
Gözyaşının ilk damlasından kalma
Yaslı baharlarla gelmiştir bugüne
Kanla yazılan yasalarla
Açlığın otağ kurduğu sabahlarla
Ve sonuçsuz kalan ahlarla gelmiştir
Acıya kurşun işlemez artık
Ölüm bile bu acıyı cellat bilmiştir

Yok bundan böyle ter yarası
Zincir tutsaklığı ve sabır
Kırbaç yalvartması sessizliğin
Can pazarı ve kahır yok
Herşey yaşanan şu gün gibi gerçek
Adımız halk olduğu günden beri
Bir direnç olmuştur bizde sevinçler
Şimdi acının her kuraklığında
Onlar
Yüreğimizin ovalarına çiselenirler

Boşuna değil bu ölürcesine sevmek
Ve ölürken bile yürümek
Boşuna değil
Hep yatağı olduk tarihin ırmağının
Yenilgilerle durulmanın
Zaferlerle köpürüp kabarmanın
Ama hiç bir zaman
Anası olamadık geçmişi doğurmanın

Yıldızlar ve sular tanıktır
Aç ve kavruk bir memeden
Direnmeyi yudum yudum emen
Bir çocuk gibi öğrendik
Ve direndik
Ordular kurduk türkü renklerinden
Bütün ağıtları bir hücumda yendik
Acıya kurşun işlemez artık
Biz yaşamayı zulümsüz sevdik

acı gerçekler

katlanır üstüne yalnızlık
denizlerin biricik çocuğumun
hüzün sahibi
ölümün asit serpintisiyle
saçlarında çırılçıplak acı
ıpıslak hissedilen
bütün yorgunluğuna rağmen
ılık melodiler sıkışır gözlerine
yine sabah

yandı

YANDI
o namlı sözlerine bu can nasılda kandı,
Sahrada suya yandı, yandığı ahu sandı,
Benimdir zannederdim o! akşamdan sabahım,
Çöl sıcağında inancım, tüm sabrımda yandı.

Onsuzken gölgemdi, eksenimde tek fırdöndü,
İçimde büyüttüğüm o! bir nemruttu söndü,
Kalbimde nam saldıda, yücelerek ayyuka,
Soğudu ruhumda alev, bir buzula döndü.

Bir ordunun yenilgisiydi, tarihte kalan,
Bir de her buluşun vasfını ilk kimse bulan,
Benimdir zannederdim o! aslen bozulmamış,
Aslından yığınca sahte yandı, küldü kalan.

Vasfını hiç bulmadı aşk, ne uykusuzluğum,
Uğrunda yandı her şey, arttıkça susuzluğum,
Tükendi söndü aşk onda, hep benimle yandı,
Kalbimi mesken tuttu aşk hep öylede kaldı,

Ondandır halim bezgin, ömrümden pek eksiliş,
Hana değmez gelişe muğlakken ebet gidiş,
Nerde dağı taşı delen Ferhata Aslı eş,
Sevenlerde yandı, kalpte bitti her çırpınış,

Nasıl ki, koca ormana bir kibrit yok oluş,
Öpse hoş alnımı secde, vaktiyle saf tutuş,
Aşksa mümbit, hasretten yana tam yol ileri,
İhmalden doğan yangın aşk, gerisi kahroluş...

yapa yalnız

Dokunma bana ellerin uzakta kalsın
İhanetini çekemem ben be şimdi
AqLarım adi kaderime hayince şimdi
GözLerim bir qün qüLmediki

Bana qün yüzü haram haram be ,
Sevmek desen onuda qöremedimki
Kimi sevdiysem vurdu qitti
ÖLmeyi defalarca yaşadım

Sevilmeyi bir kere yaşıyamadım
Bu qözLerimden sadece yaşlar aktı
GüLmeyi tanıyamadım ki
ACımasız kaderime sadece laneti bildim

Yaşamaya yaşadıqıma şükredemedim ki
Kimsesiz qeLdim kimsesizde qidiorum
Sadece kendi kendime yaşıorum
Bir başıma sokaklarda aqLarım şimdi

Issız soquk caddelerde yapayanlızım
iZmit kandıra caddelerinde inler ayak seslerim
Herkes dinler bu asi'nin acımasız kaderini
Kimse dönüp bakmaz ki şimdi

YanLızLık vurur qene bedenimi
Soquk işlediki qene içimi
Üşüsemde yanlızım indi
Bırakın beni kendime ŞimDi.

dön bak

Hayat boş bir dön bak ardına
Yanında kim var
Ne halde olduğuna bir bak
Yapayalnız bir kuyunun içindesin
Onlarca insanın içinde
Aklın nerede yine korkakça davranıyorsun farkında mısın
Risk almaktan kaçıyorsun yine bir anlamsız sevgi uğruna
İstediğin ölüm değil mi
İşte ona ulaşabileceğin bir yol daha çıktı karşına
Girip o yola kurtul
Hayatın anlamsızlığından
Her şeyden acılarından
Kurtul artık
Bir kez dönüp ardına bakarak.

bumu insanlığın

Sırtıma saplanan bu kanlı hançer
Bedenden ziyade cana ihanet
Sanma hiç acısı gün gelir geçer
Var olduğum her bir âna ihanet

Cümle anıların boynu hep bükük
Candan çok sevene reva mı bu yük?
Ettiğin kötülük o kadar büyük
Bugüne yarına düne ihanet

Şiirlerle ettim her iltifatı
Vefasız vicdanın ne kadar katı
Adının önünde hain sıfatı
İhanet derim ben buna ihanet

Senden bu boynumu büken karanlık
Gözümden bunca yaş döken karanlık
Sayende bahtıma çöken karanlık
Ufuktan doğacak güne ihanet

Hasan’a cezadır seninle cennet
Aklımı yitirip geçirsem cinnet
Sen gibi kalleşe eylemem mihnet
İhanet ettin sen bana ihanet

aşkın ihaneti

yıldızlar kayıyor yine bu akşam
yalnızlık sarmış heryerimi
yetirmiş gibiym sanki şu benliğimi
yaşamış yaşamktı tek bahanesi
unutmalıyım bırakıpta gideni
terketmeliyim gitmeliyim bu yerden
ihanetlerini unutmadım khrettin beni sen
git ardına dönüp bakma sakın
neden senin bu utanmazlığın
gittiğin yerleride bırakıp geçtin
herkesin hayatını zehir ettin
geri dönme sana yok minnetim
doğduma beni pişman ettin
yaptıklarının hesabını nasıl wereceksin
bu yalan dünyadan
sende bir gün göçeçksin
günahların hesabını Allaha nasıl vereceksin
verende alanda yaradan
olanda bana oldu
gelsende artık durmam sende oldun şimdi koskoca bir yalan
vazgeçemedin parandan puldan

son sözüm

Icimde bir alev vardi,
Daglari, bayirlari, tüm dünyayi yakabilecek,
Sevdaydi acisiyla yüregimde kaldi,
Felektir sana elbet hak ettigni verecek.


Bu gönül parcalandi bir hic ugruna,
Rabbim sen derman ver su aciz kuluna.
Unutmak degildir zor olan,
Sevdigimin ihanetidir beni sirtimdan vuran.


Sevdim seni var olan herseyimle,
Sattin beni acimadan hemde KIMINLE.
Yoktur artik sana verecek bir askim,
Artik o uykumdan uyandim.


Deymezmis sana adadigim zamanlar,
Zerre kadar laik olamadin sen bu cana,
Kapandi sana ölene dek bu kapilar,
Artik yakismazsin hem sen bana.

cep şiirleri

Denizler laciverde,
Dönüştü.
Gökyüzünde siyah,
Bulutlar.

Yağmur gibi yağmak,
Var bu akşam.
Ve de ağlamak.
Almış başını gidiyor,
yar

yaşamın değeri

YAŞAMIN DEGERİ (agıt)
Hayat çok kısadır
O güzel yaşantıların
Yüregimizde saklı
Kalan hatıraların
Degerini bilelim

Onca güzel sevgiler
Gönüllerde saklıdır
Sevdiklerimizin
Sevenlerimizin
Degerini bilelim

Kalplerimiz saf ve temiz
Yaşama baglı olsada
Yaşadıgımız güzel günlerin
Gönül rahatlıgıyla
Degerini bilelim

küskün dünya

Savaslar bir yanda,
Doga katliami bir yanda.
Bir yanda silah fabrikalari,
Bir yanda acliga terkedilmis insanlar.

Bir yanda hizli otomobil üretimi,
Bir yanda zehirli fabrika artiklari.
Her insanin ufakta olsa payi var bu olumsuzluklarda.

Bu yüzden küskün,
Bu yüzden yorgun Dünya.

Bir yanda acimasiz cinayetler,
Bir yanda yanlis yönetilen ülkeler.
Bir yanda hayvan katliamlari,
Bir yanda ucak facialari.
Bir yanda kadin pazarlari,
Bir yanda beyaz saticilari.

Bu yüzden küskün,
Bu yüzden yorgun Dünya.

Gelin dostlar bir olalim,
Dünya`nin acilarini saralim.

ilkbaharım

Dünyada gökkuşağı diye bir şey varmış.
Sen hayatıma girmeden böyle bir şeyin varlığından bile habersizdim.
Gökkuşağı hayatımda sen varsın diyemi bu kadar renkli yoksa ona bu kadar güzel olmayı bana renk katmasını sen mi söyledin…
Gittin…
Bir parça mutluğu çok gördün bana
Senin gitmenle gökkuşağının bütün renkleri kayboldu…
Hayatıma girdin dört mevsimi yaşadım senle ilkbaharımdın…
Yaşam kaynağımdın…
Yeni bir güne uyanmam için sebebimdin…
Bıraktın…
İlkbaharım sonbahara döndü…
Senle birlikteyken köklü güçlü bir ağaç gibiyim
Sen benden gidince sonbaharda soldu yapraklarım
Dallarımı kırdılar
Sanki o güçlü köklü ağaç gitti
En ufak bir rüzgarda kopmaya hazır bir fidana döndü sanki…
Söylesene
Beni ilkbaharda güneşsiz bırakmana deydimi?